TÜRKİYE’DE GÖNÜLLÜ ÇEVRE KURULUŞLARI

31.01.2019 12:01 Sevgili Okuyucularımız, ülkemize daha çok sahip olmamız gerekiyor. 31 Martta Yerel Yöneticilerimizi seçeceğiz. Doğayı, hayvanları, insanları gerçekten seven onların daha mutlu yaşaması için hizmet verecek adayları seçin.

Utku Kızıltan; Doğa Emanetçileri Çevre Eğitim Derneği
Köşe yazısı ;Sevgili Okuyucularımız,  Bunu korumakta yasal ve idari yükümlülüklerini uygulamakta ve denetlemekte devletin yetersiz kalması yarınlarımızı yaşanmaz hale getirmektedir. İstanbul’un yeşil dokusu ve orman varlıklarına yönelik tehditler karşısında, yurttaş ve sivil toplum kuruluşlarının başlattığı ve kararlılıkla sürdürdüğü hareketler önemli bir örnektir. “Belgrad için Hareket”, “Diren Polonezköy”, “Kuzey Ormanları Savunması”, “Kent Savunması Platformu” gibi oluşumlar, dikkati çekmektedir. Dünyada 1948 yılında dünyanın en eski ve en büyük küresel çevre kuruluşu olan “Uluslararası Doğayı Koruma Birliği” bu gün 200’den fazla devletin ve 900’den fazla STK’nın üye olduğu 1200’ü aşkın kuruluşun bir araya gelmesinden oluşuyor. 160 ülkeden 11.000’den fazla gönüllü bilim adamı ve uzman, kuruluşun komisyonlarında görev yapıyor. 1992 yılında Rio De Janerio’da toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Ve Kalkınma Konferansı çevre sorunlarını olanca ağırlığıyla dünyanın gündemine yerleştirdi. Peki, Türkiye’de kimler çalışıyor bu uğurda. Türkiye’de çevre ve ormancılık sorunlarına odaklanan ilk sivil toplum kuruluşları 1924’te kurulan Türkiye Ormancılar Derneği ve 1955’te kurulan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’dir. Küreselleşmenin dünyada alabildiğince etkilerini gösterdiği 1990’lı yıllar çevre ve orman sorunlarını benimseyen gönüllü kuruluşların da sahneye çıktığı yıllar oldu. 1972’de TURÇEK (Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu), 1975’te Doğal Hayatı Koruma Derneği, 1978’te Türkiye Çevre Vakfı, 1989’da KIRÇEV (Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunlarını Araştırma Derneği), 1990’da ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı), 1992’de Greenpeace Türkiye, yine 1992’de TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı), 1993’te kurucusu olduğum DİB (Doğa İle Barış), 1994’te Deniz Temiz Derneği (TURMEPA), 1996’da kurucusu olduğum Büyükçekmece Çevre Koruma ve Güzelleştirme Derneği, 2002’de Doğa Derneği, 2006’da kurucusu olduğum DEÇED (Doğa Emanetçileri Çevre Eğitim Derneği), Yeşil Adımlar Çevre Eğitim Derneği, merkezde görev aldığım ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Çevre Birimi), ÇEVKO (Çevre Koruma ve Ambalaj atıklarını Değerlendirme Derneği), ve birçok mahalli Çevre Dernekleri doğa için çalışmalar yapmaktalar. Doğa, çevre ve ormancılık alanlarında etkinlik gösteren sivil toplum kuruluşları, toplumumuzun tüm kesimlerinin (kamu-özel-yerel-sivil) görev alması gerektiğini, sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki başlıca rolünün kamuoyu oluşturmak, karar alma süreçlerine katılım ve projeler olduğunda birleşip çaba göstermeliler. Çünkü ÇED raporlarının dikkate alınmadığı, mahkeme kararlarına uyulmadığı bu dönemde halkı ortak noktalarda toplamak, sorunların çözümüne yönelik olarak devletin önlemler almasını sağlamak yönünde baskı oluşturmak hepimizin görevi olmalı. Bu kadar çevre ve ormandan bahsedipte çok sevdiğim, zaman zaman Büyükçekmece’ye gelip beni ziyaret eden, “ÇEVRE ETİĞİ” kitabını kendi eliyle getiren, yaşamının son zamanlarında Silivri’ye sokulan ve serbest kaldığından bir müddet sonra vefat eden Prof. Dr. Uçkun Geray’ı anmamak olmaz. Hocamızı Sevgiyle, saygıyla anarak yazımı bitireyim. Nurlar içinde yatsın. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.